DeneyimMobil Cihazlar

Xperia Z2 deneyimim (49 ay)

Öncelikle bu yazı, satın aldığım için belki de en çok memnun kaldığım cihaz olan Z2’ye veda yazısıdır 🙂 “Bir cihaza böyle bir yazı yazılır mı?”, diyorsunuz belki ama 4 seneyi aşkın süredir her gün beraber olduğum bir cihaza karşı ister istemez bir vefa duygusu besliyor insan. (Ne kadar saçma, parayla aldığın alete karşı vefa mı olur 🙂 ) Eğer zaman bulabilirsem fotoğraflarla son durumunu da göstermeye çalışacağım sizlere. Çok uzun bir yazı ama okursanız o döneme dair şeyler de mevcut. Beğeneceğinizi düşünüyorum…

 

CİHAZI İLK ALDIĞIM DÖNEM PİYASA:

2014 yazı Haziran ayının sonlarıydı. Xperia Z2 ülkemizde satışa çıkalı 1 hafta falan olmuştu yanlış hatırlamıyorsam. Aslında o dönemde hem bu tarz amiral gemilerini hem de son çıkan bir cihazı gidip almak gibi bir niyetim yoktu lakin şartların elvermesiyle ve biraz da ihtiyarım haricinde bu seviyelere çıkabilmiştik. Tanıtılalı yaklaşık 1 sene olan Nexus 5 almayı planlarken (1300₺ seviyelerindeydi) tam 2150₺’ye Xperia Z2 aldım. Kafanızda canlanması için dönemin o dönemki amiral gemisi pazarından da bahsedeyim. Galaxy S5 ya yeni duyurulmuş ya da duyurulmak üzereydi. Çünkü o dönemki arkası  nokta nokta olan telefonun devasa afişlerini çok net hatırlıyorum. (İğrenç bir kahverengi modeli vardı). HTC ONE M8 ise hemen hemen kafa kafaya girmişti piyasaya Sony ile. LG G3 ise muazzam G2 mirasıyla piyasayı sallıyordu o dönem yine hafızam beni yamultmuyorsa. APPLE da ise durum iPhone 6 tanıtılmadan hemen öncesiydi. Yani en iyi telefon 5S idi. (Eylül ayında iPhone 6 tanıtılınca piyasayı tekele aldı zaten)

Altını çizmek istediğim nokta şu. Xperia Z2 bütün bu cihazlar arasında en sönüğü olarak görülüyordu o dönem piyasada. Yekpare metali ve çift kamerasıyla yine mükemmel bir selefi olan Htc One M8, pazarın her istediğini yerine getirmiş gözüken f/p canavarı G3 ve klasik bir Samsung amiral gemisi, reklamlarıyla pazarı ele geçiren Galaxy S5. ANCAK sizin de hak vereceğinizi düşündüğüm şekilde bu dört cihaz arasında en kalitelisi Xperia Z2 çıktı. En iyisi demiyorum zira donanımları çok benzerdi bu aletlerin ama bugün baktığımız zaman halen daha kullanıcısı olan tek cihaz sanırım Xperia Z2(Görece olarak çok ama çok daha az satmasına rağmen G3 ve S5’e göre). Ben ve bana benzer gerek TeknoSeyir’de gerekse başka platformlarda Xperia Z2’si bir türlü bozulmadığı için telefon değiştiremeyen bir sürü insan var 🙂 Ancak kronik sorunlarıyla ünlenen G3 ve gerçekten iğrenç (burası tamamen özneldir) bir cihaz olan S5 kullanıcılarını hep yarı yolda bıraktı. Hele S5. Arkadaş üzerine parlak boya çekilmiş ve iki ay sonra soyulan dandik plastik kasasına insanlardan binlerce lira para isteyip aldılar. Sonrasında iPhone 6’nın da etkisiyle bir devrim olan S6 gelmek zorunda kaldı zaten. (NOT: Bu noktadan sonra Samsung amiral gemileri çok ama çok harika bir yola girdi. Takdir etmemek elde değil. 4 sene önceki Samsung algınızla şu anki algınızın ne kadar farklı olduğuna bakarsanız siz de benimle aynı şekilde düşünebilirsiniz)

İşte durum vaziyet bu şekildeydi pazarda ve Sony bence tarihinin en iyi cihazını çıkardı o dönem.(Günümüze kadar tüm telefonlar dahil)

 

ÖZELLİKLER VE İLK DENEYİMLERİM:

Cihazı aldım eve geldim bir heyecan bir heyecan anlatamam 🙂 (Şu an o dönemki heyecanımın yüzde 1’i yok. Sadece bende böyle değil sanırım hemen hemen herkes bu durumda. Mobil cihazlara doyumu yaşadık gibi geliyor bana artık). Cihazın teknik özelliklerini yazmıyorum buraya. Zaten bir sürü sayıdan ibaret ama ben yine de bir link bırakayım:

https://www.gsmarena.com/sony_xperia_z2-6144.php

Benim çok sevdiğim tasarım anlayışı, o dümdüz arka ve ön form ve elime alınca verdiği metal cam karışımı kalite hissi çok tatmin etmişti gerçekten. O dönemler kameraya çok meraklıydım. Dolayısıyla kamera yetenekleri ve oyuncakları oyna oyna bitmemişti. Ağır çekim, tek basışla çekilen 2 saniyedeki 30 kareyi tek tek gösteren mod (adını unuttum 🙁 ), arka plan bulanıklaştırma… Ve AR EFEKTİ. Yani dünyanın en gereksiz ama en çok beğenilen özelliği olabilir bu. Yani bir şaşırıyorsun bir mutlu oluyorsun… garip bir his evde dinazorlarla fotoğraf çekilmek. Gerçekten de o dönem için çok başarılı ve yeni bir şeydi. Sony çok güzel reklama çeviremedi bu özelliği ancak ben tüm küçük kuzenlerimi Trex eşliğinde oyun oynarken çektim 😀 (Acayip seviyor çocuklar, kandırmak için birebir)

Ayrıca kameranın yüksek ışıktaki performansı da MUAZZAM’dı. Halen daha o dönem çektiğim fotoğrafların kalitesine hayran kalıyorum. Hatta o kadar sene geçmesine rağmen güneşli bir günde çiçeğin üzerindeki böceği bu kadar ayrıntılı çekebilmesi şaşırıp kalıyorum. Gel gör ki ışıklar kapanınca bizim kamera dönüyor hesap makinesine. Yani bu gündüz bu fotoğrafları çeken sensör nasıl bu hale döner dedim hep. O sebeple gece gece çıkarıp ay çekeyim, yıldız çekeyim falan muhabbetlerine hiç yaklaşmadım bile. Telefonun sınırlarını bilince daha güzel bir deneyim yaşıyor insan bana kalırsa 🙂

Ön kamera ise tam bu selfie çılgınlığı patlerken çıktığı için Sony’nin atladığı bir detaydı. Yani o dönem Sony mühendisleri “Ne gerek var abi, arkada ne güzel kamera var işte” diyebiliyorlardı ki ön kamera sadece 2 megapixeldi. Hani sadece ağzım yüzüm düzgün mü diye bakmaya yarıyordu. Ha ben hiç şikayet etmedim çünkü selfie çekmiyorum. Hani az değil baya hiç çekmiyorum. O sebeple benim memnuniyetime hiç negatif etki etmedi ama durumunun da içler acısı olduğunu söyleyeyim buradan 🙂

Ekranına ayrıca bir parantez açmak istiyorum. Kalite çok ama çok üst düzeydi. Bunu halen daha telefonumun ekranına bakarken söyleyebiliyorum. İnsanı “vauvvv” dedirtmiyordu diğer marka cihazların tepe modelleri gibi ama bunun bir tercih olduğu çok aşikardı. Gerek renklerin doğruluğu gerekse canlılık açısından harikaydı. Hatta telefonun en iyi tek bir özelliğini seç deseler ekran deme ihtimalim çok yüksek.

Arayüzün sadeliği ve akıcılığı harikaydı (O dönemler önemli detaylardı bunlar gülmeyin. Telefon incelemelerinde “Menüler arasında kaydırma yaparken takılmıyor” şeklinde bir benchmark vardı o derece 🙂 açın izleyin o dönemin cihazlarının incelemelerini.) Yani total deneyim olarak mest olmuştum.

TESPİT: Zaten bir insanın teknolojik ya da değil herhangi bir malını uzun seneler kullanabilmesindeki ana faktör bence bu: Sevmek. Yani sevince çok daha mutlu olabiliyor o insan elindeki aletle. Hani diyor ya “İnsan sevdiğinin kusurunu görmezmiş”. İşte o hesap 🙂

GÜNCELLEMELER:

Güncellemelere ayrı bir paragraf açmak istedim açıkçası. Cihazı kutudan Android KitKat’la aldım.(Ben sanki bir önceki sürümdü diye hatırlıyorum ama internette böyle söyleniyor. Sanırım yanılıyorum) Cihaz kullanım sürem boyunca 5 ya da 6 tane ana güncelleme aldı. Yani boyutu 1 GB civarlarında olan ve telefonu baştan aşağıya değiştiren güncellemeler. Ve neredeyse hepsi mükemmeldi. Hiçbir sıkıntı yaşamamakla beraber her güncellemeyle cihazım yeni bir cihaz almışçasına yeni bir deneyim sunuyordu bana ve bu beni çok mutlu ediyordu. Sanki bedavadan bir ürün almış gibi (Biliyorum güncelleme aslında normal olması gereken bir şey diyeceksiniz belki ama Sony gerçekten kızabileceğimden çok daha iyi bir deneyim sundu bu cihazda bana) En son olarak da 6.0.1 güncellemesini alarak sürümümüz marshmallowda kaldı. O günden beri de yazılım açısından sıkıntı yaşamadan kullandım. Yani son güncellemelerinde “Telefonu keşke güncellemeselerdi” diyecek halde bırakmadılar. 2 sene boyunca desteğini verdi Sony ve ben bu cihaz özelinde hakkımı helal ediyorum kendilerine 🙂

 

CİHAZIN SON VAZİYETİ NASIL(Temmuz 2018):

Öncelikle cihaz beni tam 3 sene en ufak kusur olmaksızın memnun etti. Yani performans düşüklüğünü bir nebze olsun hissettiğim ilk an 3 sene sonrasıydı. O zamana kadar tek bir şikayetim dahi olmadı. Fakat bu son senede hızlı bir düşüş yaşadı cihazın performansı. Bu sene boyunca lineer olarak azalan performansı şu anda gecikmeler ve donmaların yoğun olduğu bir cihaz haline geldi. Elbette bence halen kullanılabilir seviyede (Yani sinir krizi geçirmiyor en azından insana 🙂 ) Ancak gerçekten bazen home butonu ve kilit tuşu bile anlık tepki vermeyince çok garipsiyorum ve bu benim deneyimimi çok baltalıyor. (Uzun süre çok hızlı bir cihaz kullanmış olmanın şımarıklığı bu belki de bilemiyorum) Bir de çok uzun süre kullanmış olmanın verdiği tatmin hissi de var. Artık değiştirmeyi hak ettim diye düşünüyorum sanırım 🙂 Gerçi kardeşim telefon alacak olmasa sanırım yine almazdım ancak hazır o telefon alacakken ben de bir değişim yapayım istedim.

Kozmetik olarak cihazın ilk aldığımdan beri garipsediğim manyetik şarj noktası tozu ve kiri tutma konusundaki becerisi sayesinde epey kötü durumda (Gerçi iğneyle falan temizlenebilir belki). Onun dışında yine cihazın en zayıf materyali olan güç tuşu artık ovalleşmiş ve renksiz bir yapıda 🙂 Gerçekten bu tuş Samsung’un parlak kaplamaları ayarındaydı ve 4 sene elbette dayanamadı. Çerçeveler ise kenardaki beyaz şeridin bir miktar çizilmesi (Ya da solması belki bilemiyorum) dışında hala çok iyi durumda bence renkleriyle ve malzemesiyle. En büyük hasarı henüz ilk haftasında kaldırım taşına düşürdüğüm için oluşan köşedeki ufak göçük (Nazarlık demiştim o zamanlar hakikaten nazarlık vazifesini layıkıyla yerine getirdi bu göçük) Unutmadan benim bu cihazı hangi şartlar altında kullandığımdan da biraz bahsedeyim hazır kozmetiğe girmişken. Cihazın ekranına dokunduğum gün sayısı 50 etmez 49 ayın tamamına bakılsa. Ki bu günlerin çoğunu da son bir ay içerisinde gerçekleştirdim. (Artık yeter ekrana dokunmak istiyorum deyip söküp attım cam filmini 🙂 ) Toplamda 2 film 2 tane de koruyucu cam kullandım sanırım. Dolayısıyla ekranının kusursuz olması benim titizliğimden kaynaklanıyor desem yalan olmaz. Özellikle ilk senelerinde de kesinlikle kılıfla kullandım. Bunun sebebi cihazı korumaktan çok kullanımı kolaylaştırmaktı açıkçası. Zira hem kılıfsız olduğunda çok sert bir cihaz olduğunda masaya koyarken bile dikkat etmeniz gerekiyor hem de arkası cam oluğu için sağa sola hoplamaya çok meyilli. Ancak kılıfı takınca hem ben rahatlıyordum hem de o. Dolayısıyla kozmetiğini de iyi korumuş olabilirim.

Şarj konusu ise en büyük sıkıntı. İlk aldığım dönem cihazı çok sevmemin temel sebeplerinden biri şarjıydı. Sony nasıl yapıyorsa şarjı kokluyor diyebilirim. Yazılımının gösterişten uzak sadeliğinin bunda etkisi elbette vardır diye düşünüyorum. Ancak gel gelelim lityum-ion teknolojisi 4 sene hemen hemen her gün dolup boşaltıldığında dayanan bir teknoloji değil. Kesinlikle o batarya zayıflıyor. Aslında bu noktada da dikkatli biri olduğum için 4 senedir orjinal bataryayı kullanıp halen daha 1 günü çıkarabilmem belki de başarı olarak görülebilir sony açısından. Ancak sonuç olarak ben bir günü çıkaran cihaz kullanarak sınırlarda yaşamak ve bu sebeple yanımda powerbank taşımak istemiyorum. Arka plan uygulamalarının eskisine nazaran daha çok pil tükettiğini düşünüyorum bu arada (Sanırım android 6’da kalmanın yan etkisi bu durum). Ekran süresi olarak çok nadir senaryolar haricinde 3 saatin altında bir değer alıyorum artık maalesef.

CİHAZIN FOTOĞRAFLARI:(Eklenecek)

 

SON SÖZLER:

İyisiyle kötüsüyle 4 sene bu cihaz beni idare etti. Yeni alacağım hiçbir cihazın beni bu kadar idare edip edemeyeceği belli değil. Hatta birçoğu maalesef bu süreleri görmeyecektir. Nasıl 4 sene önce satılmış S5, G3, One M8, Note 3 gibi cihazları etrafımızda nadirattan görüyorsak bu sene satılan cihazlar da maalesef aynı akıbete uğrayacak. Ben bir tüketici olarak bu devinim içinde bulunmak istemiyor ve yeni alacağım cihazla da seneler geçirebilmeyi çok istiyorum. Sürekli harcamaya değil, elimizdekinden en sonuna kadar verim almaya çabalamalıyız diye de düşünüyorum (Kamu Spotum 🙂 ) Bu doğrultuda çok uzun zamandır bu alet elimde. Son senesinde beni biraz da üzmedi desem yalan olur. AMA NE OLURSA OLSUN:

 

TEŞEKKÜRLER  Z2 🙂

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.